27 Kasım 2009

Bumerang ne için kullanılmıştır?

Bume­rang, geri dönmesi üzerine tasarlanmıştır. Hafif ve hızlıdır. Büyük bir bumerang bile 80 kg'lık bir yetişkin erkek kanguru­nun kafasında bir sıyrık atmaktan öteye gidemez; diyelim ki kanguruyu yere devirdi, o zaman da geri dönmesine gerek kal­mazdı.

Bumerang kuşlar için kullanılmıştır.

Aslında bumerang hiçbir şekilde sopa niyetiyle yapılma­mıştır Bumerang, şahinleri taklit edip, av kuşlarını ağaçlara gerilmiş ağlara çekmek amacıyla yapılmıştır (bir nevi muz şeklinde ve tahtadan av köpeği).

Bumerang Aborijinlere has da değildir Polonya'da da bulunmuştur.

Fırlatılıp ge­ri dönen en eski alet Polonya Karpatlarındaki Olazowa Mağarasi'nda bulunmuştur ve 18.000 yıllıktır. Araştırmacılar bu aleti denemişler ve hâlâ çalıştığını görmüşlerdir.
Mısırlılar da benzer geri dönen tahtalar kullanıyorlardı.


Bu da bu aletin uzun süredir kullanıldığını göstermektedir. Başarılı bir bumerang yapmak için gerekli fiziksel özellikler o kadar kesindir ki, her biri birbirinin tıpa tıp aynısı olmalıdır.

En eski Aborijin bumerangları 14.000 yıllıktır. Eski Mısır'da MÖ 1340'tan itibaren çeşitli tiplerde fırlatılan tahtalar kullanıldı. MS 100'lerde ise Batı Avrupa'da, cateia adlı geri dönen tahta bir sopa, kuş avlamak için kullanıldı.

17. yüzyılda Seville Piskoposu cateia'yı şöyle tanımlamış­tır: "Çok esnek malzemeden yapılan ve fırlatılan bir tür Galya aleti var; ağır olmasından ötürü fırlatıldığında çok uzağa git­miyor ama gideceği yere mutlaka varıyor. Onu sadece çok bü­yük bir güç kırabilir. Ama eğer usta biri fırlatırsa, fırlatan ki­şiye geri döner."

Avustralya Aborijinlerinin bumerangda usta olmalarının nedeni?

Avustralya Aborijinlerinin bumerangda usta olmalarının sebebi belki de hiçbir zaman ok ve yay yapamamış olmalarıdır. Aborijinlerin çoğu hem bumerangı hem de "kylie" adlı ge­ri dönmeyen fırlatma çubuklarını çok iyi kullanırdı.

"Bou-mar-rang" kelimesinin kayıtlı ilk kullanımı 1822'de gerçekleşmiştir. Bu kelime Sidney yakınlarındaki George Neh­ri çevresinde yaşayan Turuwal halkının kullandığı dilden gelir.

Turuwal'ler avlanma amaçlı aletleri için başka kelimeler kullanırlardı; "Bumerang" kelimesini ise, fırlatılınca geri dö­nen sopa anlamında kullanıyorlardı. Turuwalce, Dharuk dil grubunun bir parçasıdır. Diğer dillere Aborijinlerden geçmiş olan kelimelerin çoğu (valabi, dingo, kookaburra kuşu ve koala da dahil) Dharuk dillerinden gelmektedir.



16 Ekim 2009

güneş ışığında,ağladığında ya da herhangi bi sebepten ötürü


güneş ışığında,ağladığında ya da herhangi bi sebepten ötürü yeşil olan göz ela göz diye bilinir,güneş ışığında ya da ağladığında yeşile çalan bi renge dönüşen göz..kısacası kafasına göre takılır.
hatta bazı rivayetlere göre mavi olduğu bile söylenmiştir bu kadarı da pestir.
bu tip gözün renkli olduğuna yalnızca göze ksılıncaya kadar güneş girdiği,yeşil giyildiği,yeşil ortamlara dalıp dalıp gidildiği,ağlanılan anlarda inanılır.
o anlar bu tip göze sahip insan kişilerinin sevindirik oldukları anlardan biridir.
hatta bu durumu çekemeyen bazı kahverengi kişiler yeşil rimellede bunu başarabildiklerine inanmışlardır.
bazen kahverengi gözlü kişilerinde kendilerini kandırdıkları bi durum olsa gerek..
daha kötüsü" çocuğa/kıza yeşil gözlü görünecez diye güneşe bakmaktan göz göze gelemiyoruz"durumuna düşmeye neden olan gözdür..
yeşili görünce yeşermesinden dolayı "kloroplast mı abi ne" gibimsi soğuk esprilere mağruz kalmanızı sağlayan gözdür..
magazalardaki tüm yesıl kıyafetlerı toplamaya,yeşil makyaj durumunu abartmaya,hatta bulusmalarda toplantılarda yeşil dekorasyonlu ortamlar aramaya,butun yesıllı sarkıları kendınıze yormaya,biraz paranoyaklığa doğru meyillenmeye sebebiyet verebilen bir gözdür.
güneş aldığında yeşil değil de sarıya döndüğü inanılan göz olma ihtimali bulunan gözdür..
işi öyle boyutlara getirp mutlu olunduğunda bile yeşile döndüğüne inanılan gözdür..
bu durumun sadece kendisinde var olduğuna inanıp,kendisini olağanüstü hisseden insan kişilerinin sahip olduğu gözdür aynı zamanda..
güneş ışığında yeşil olan gözün bir yumrukla mor da olduğu iddaa edilen gözdr.
gece kahverengi,gündüz yeşil biraz vampirimsi durumlar ortaya çıkaran göz tipidir..
"gözlerin ne renk?" sorusu karşısında bi cevap bulamayan "vallahi ne diyim aldığı ışık mikatarına göre değişio" gibi kötü durumlara düşüren göz tipidr.
sonuç olarak hep güneşe bakarakta yaşanılmaz ki..bırak ela kalsın...

14 Ekim 2009

İspanya - Amerika Savaşı

İspanya - Amerika Savaşı, ABD tarihi­nin en kısa savaşıdır. 1898'de başlayan ve 114 gün süren bu savaş, her iki ülkenin tarihinde bir dönüm noktasıdır. Savaşın sonunda İs­panya, Amerika ve Asya'daki sömürgelerini yitirirken, ABD ilk sömürgelerini kazanmış oldu.


Küba çok uzun bir süreden beri İspanyol egemenliğinden kurtulmak ve bağımsızlığına kavuşmak çabasındaydı. En sonuncusu 1895'te gerçekleşen ayaklanmalar, acımasızca bastırılmıştı. Birçok Kübalı toplama kampla­rına gönderilmiş, bu kamplarda açlık ve hastalıktan ölmüştü. ABD halkı Kübalılar'ı destekliyordu. Gazetelerde de İspanya'yı ye­ren yazılar yayımlanıyordu.

15 Şubat 1898'de ABD savaş gemisi Maine Küba'nın Havana limanında demirliyken ha­vaya uçuruldu ve denizcilerden 266'sı öldü. ABD bu olaydan İspanya'yı sorumlu tuttu. 20 Nisan'da ABD Kongresi, İspanya'nın Kü­ba'dan çekilmesini istedi. 24 Nisan'da ise İspanya, ABD'ye savaş ilan etti.


ABD'nin büyük gücü karşısında, yetersiz donanımıyla İspanyol ordusu çok zayıftı. İlk çatışma Küba'da değil, başka bir İspanyol sömürgesi olan Filipinler'de oldu. Bu savaşta İspanyol filosu batırıldı. Küba'nın Santiago limanındaki başka bir İspanyol filosunun tüm gemileri de batırıldı. 17 Temmuz'da Santiago teslim oldu. 21 Temmuz'da ABD ordusu Porto Riko'ya çıktı ve bu ülkeyi kolayca ele geçirdi. 12 Ağustos'ta anlaşmaya varılarak savaşa son verildi. Uzakdoğu'da savaşan ABD güçlerinin ateşkesten haberi olmadığı için Filipinler'de altı saatlik bir savaştan sonra Manila da ele geçirildi.ABD savaş süresince 400 ölü verdi. Hasta­lıktan ölenlerin sayısıysa 5.000'di. 10 Aralık 1898'de Paris'te yapılan barış antlaşmasında İspanya, Küba üzerindeki bütün haklarından vazgeçti. Guam, Porto Riko ve Filipinler'i ABD'ye bıraktı. ABD de İspanya'ya 20 milyon dolar ödemeyi kabul etti.

06 Ekim 2009

Yunan İç Savaşı


Yunanistan İç Savaşı, 1944-1948 yılları arasında Yunanistan’ı siyasi istikrarsızlık içine iten, etkileri 1955 yılına kadar hissedilen ve temelde sağ-sol mücadelesi olan savaştır.

İç Savaşı Hazırlayan Ortam

Osmanlı Devleti’nden bağımsızlığını kazandıktan sonra Yunanistan’da anayasal monarşi kuruldu ve bu ülke II. Dünya Savaşı’na kadar sürekli bir devrim ve karşı devrim süreci içine girdi.

1924-1935 yılları arasında Yunanistan cumhuriyet rejimi ile yönetildi. Karışıklıkların giderilememesi üzerine 1935 yılında bir plebisit yapıldı ve Yunanistan’da yeniden anayasal monarşi kuruldu.

1936 yılında Yunan Kralı, İoannis Metaxas’ı başbakanlığa getirdi. Metaxas başbakanlığa gelir gelmez parlamentoyu feshetti ve 1938’de ömür boyu başbakan ilan edildi. Metaxas 1941’deki ölümüne kadar ülkeyi faşist özellikler gösteren bir diktatörlükle yönetti. Metaxas kendi yönetimine (Klasik Yunan ve Bizans’tan sonra) “Üçüncü Uygarlık” adını vermiş; koyu bir kralcı olarak basını susturmuş, muhalifleri sürgüne göndermiş ve tam bir baskı yönetimi kurmuşsa da belli bazı reform hareketleri de gerçekleştirmiş ve ülkenin savunmasını güçlendirmiştir.

II. Dünya Savaşı sırasında önce İtalya ardından da Almanya’nın işgaline uğrayan Yunanistan’da Kral Londra’ya Hükûmet ise Kahire’ye sığındı. Yunanlı yurtseverler II. Dünya Savaşı içinde Alman işgaline karşı çeşitli direniş örgütleri kurdular. Bunlar arasında öne çıkan “Ulusal Kurtuluş Ordusu” (ELAS) sol, “Hür Demokratik Yunan Ordusu” (EDES) ise sağ eğilimliydi. Bu iki örgüt Alman işgal ordusuna karşı etkili bir mücadele içine girdi.

Stalin ile Churchill Alman yenilgisinden sonra Doğu Avrupa’nın durumunu Moskova’da görüşürlerken Churchill Yunanistan’ın İngiliz etki bölgesi olarak kabul edilmesini önermiş ve Stalin de bunu kabul etmişti. “Yüzdeler Anlaşması” olarak bilinen bu uzlaşıdan hemen sonra, savaşın son yılında, İngiltere Yunanistan’a asker gönderdi. İngiliz ordusunu, ELAS ve EDES Almanları Yunanistan’dan temizlediler. Ancak bu temizlik Yunanistan’a beklenen barış ve huzuru getirmedi ve ülke beş yıl sürecek olan son derece kanlı ve yıkıcı bir iç savaşın içine girdi.


Birinci Aşama

Yunan iç savaşının birinci aşaması 4 Aralık 1944 günü başlamıştır. O gün, İngiliz işgal makamlarınca telkin edilen ve Yunan Başbakanı tarafından verilen bir ultimatomla ELAS’tan silahlarını teslim edip Atina’yı terketmesi istendi. Winston Churchill’in iddialarına göre ELAS Atina’da terör havası estirmekte ve Moskova tarafından yönetilmekteydi. Yine Churchill’e göre savaş sırasında Almanlardan çok EDES’e karşı savaşmıştı.

Bu iddialara karşın ELAS aslında, savaştan önce Metaxas’ı devirmek için kurulan ve giderek Nazilere karşı direnişte etkin rol oynayan solcu unsurları içinde barındırmaya başlayan bir örgüttü. 1944 yılının sonunda üye sayısı iki milyona ulaşmıştı. ELAS, Metaxas’ın baş destekçisi Kral George’a da karşıydı. Kısaca, ELAS’ı harekete geçiren etken (Churchill’in iddialarının aksine) Moskova değil iç politika kaygılarıydı. Ayrıca, savaş sırasında İngiliz Savunma Bakanlığı ELAS’ı desteklemiş; hatta Churchill 1944 ilkbaharındaki Lübnan Toplantısı’nda ELAS ile EDES’i Nazilere karşı Georges Papandreu’nun komutası altında işbirliği yapmaya ikna etmişti. (Dolayısıyla, savaş sırasında ELAS’ın EDES’e karşı savaştığı görüşü doğru kanıtlara dayanmamaktadır.)

ELAS, verilen ultimatoma uymadı. Uymama gerekçesi olarak İngiltere’nin Yunanistan’da Kralı ve kralla birlikte sağcı bir diktatörü işbaşına getireceğinden endişe etmesini gösterdi.Bunun üzerine Atina ve çevresinde başlayan silahlı çatışma üç hafta kadar sürdü. Zaten çok güçlü olmayan ve Sovyetler Birliği tarafından da desteklenmeyen ELAS’ın siyasi organı EAM ateşkesi kabul etti. 12 Şubat 1945’te EAM ile EDES anlaştılar. Bu anlaşmaya göre tüm direniş örgütleri tek bir ordu içinde birleştirilecek, demokratik seçimler yapılacak (31 Mart 1946’da yapıldı ve solcuların seçim boykotu nedeniyle katılım oranı % 50’lerde kaldı) ve II. Dünya Savaşı sırasında Londra’ya kaçan Yunan Kralının Yunanistan’a dönüp dönmemesi konusunda referanduma başvurulacaktı (% 90 oy ile Yunanistan’da Krallığın yeniden kurulması kararlaştırıldı. Ancak bu yönde oy verenler arasında komünistlerin güçlenmesinden korkup cumhuriyetçi oldukları halde Kral lehine oy verenler de vardır). Böylece, 12 Şubat 1945’te Yunan İç Savaşı’nın birinci aşaması bitmiş oldu.


İkinci Aşama

Yunan İç Savaşı’nın ikinci aşaması hükümetin kurulması ve Kral’ın Yunanistan’a geri dönmesiyle başlamıştır. Bu aşama, birincisinden nitelik olarak farklıdır çünkü sorunun Birleşmiş Milletler (BM) gündemine taşınması ve Yunanistan’ın üç kuzey komşusunun (Bulgaristan, Yugoslavya ve Arnavutluk) solculara verdiği destekle iç savaş uluslararası bir nitelik kazanmıştır.

1946 yılında Yunanistan’ın kuzeyinde çete savaşları başladı. Önceleri çetecilere karşı bir sempati vardı. Zayıf merkezi hükümet, ekonomik durumun zayıflığı ve sosyal adaletsizlikler, köylülerin çetecilere yardımını kolaylaştırmıştı. Merkezi hükümet, dağlık bölgelerde savaşan ve üç komünist devletten yardım alan çetecilerle mücadelede yetersiz kalıyordu. Bu arada BM, kendisine bağlı bir Araştırma Komisyonu tarafından bölgede yapılan inceleme sonucunda, çetecilere kuzeyden yardım geldiğini açıkladı. Çeteciler ise sadece eğitim ve yaralıların tedavisi gibi nedenlerle Arnavutluk ve Bulgaristan topraklarını kullandıklarını iddia etmekte ve kullandıkları silahların Alman ve İtalyanlardan geriye kaldığını dile getirirmekteydiler.

Çetecilerin önderi konumundaki General Markos, 24 Aralık 1947’de “Geçici Demokratik Yunan Hükûmeti” adı altında bir hükümet kurdu ve 10 maddelik bir program ilan etti. Bu programda Sovyetler Birliği ve üç Balkan ülkesi (Bulgaristan, Yugoslavya ve Arnavutluk) ile yakın ilişkiler geniş yer tutmaktaydı. Böylece, Yunanistan’da merkezi Hükûmetin kolay kolay başedemeyeceği bir iç savaş başlamış oldu. Yunan Hükûmeti sorunu BM gündemine getirmiş ancak çatışmalar 1950 yılına kadar devam etmiştir.

Sona Ermesi

İç savaş 1948 yılının başlarında sona ermişse de ufak çaplı çatışmalar 1950'ye kadar devam etmiştir. BM'nin ve Merkezi Hükûmet'in, Yunan İç Savaşı'nın sona ermesinde pek etkiliği olduğu söylenemez. İç savaşın bitiş nedenlerinden birincisi Kominform'dan atılan Yugoslavya'nın çetecilere yaptığı yardımı kesmesi, ikinci nedeni ise ABD tarafından yürürlüğe konan Truman Doktrini'dir.

Sonuçları

Yunanistan iç savaştan sonra iki yıl tam bir siyasi istikrarsızlık içine girdi. Dört yıl içinde (1948-1952) Liberal ve Sosyal Demokratlar’ın üstünlüğünde 13 ayrı hükümet kuruldu ve düştü.

1952 yılında yapılan yeni anayasa nisbi temsil yerine çoğunluk sistemini getirince Yunanistan’ı siyasal iflastan kurtarıp güçlü bir hükümet kurma iddiasındaki Mareşal Papagos’un sağ eğilimli Yunan Birliği Partisi hükümeti tek başına ele geçirdi ve bu dönem Papagas’ın 1955 yılındaki ölümüne dek sürdü. Yavaş yavaş siyasi istikrara kavuşmaya başlayan Yunanistan, 1955-1963 yılları arasında Constantin Karamanlis’in Ulusal Radikal Birliği (ERE) hükümeti tarafından yönetilmiştir.

02 Ekim 2009

Hitler ve Stalin

Hitler ve Stalin bir barda oturmaktadırlar. Bir adam içeri girer ve barmene bunlar Hitler ve Stalin değil mi diye sorar. Barmen "Evet, onlar" der. Sonra adam onlara doğru yürür ve sorar:

"Selam, ne yapıyorsunuz?

"Hitler cevaplar" : 3. Dünya savaşını planlıyoruz."

Adam sorar. "Gerçekten mi? Neler olacak?"

Hitler: "Bu sefer 14 milyon Yahudi yi ve bir bisiklet tamircisini öldüreceğiz" der.

Adam sorar: "Bir bisiklet tamircisi mi???!"

Hitler Stalin'e döner ve der ki: "Gördün mü, sana kimsenin 14 milyon Yahudi yi takmayacağını söylemiştim!"


29 Eylül 2009

Rastlantı Nedir?


Rastlantı


Rastlantı, determinizmi ve nedensellik kuralını kabul etmeyen görüşe göre, yani her olayın muhakkak bir nedeni olmadığını ya da olayların bir neden-sonuç zinciriyle meydana gelmediğini varsayan görüşe göre, olayların nedensiz, gelişigüzel bir şekilde meydana gelişine verilen addır.

Karşı varsayım

Rastlantı yoktur Buna karşılık, nedensellik kuralını benimsemiş tüm fikri akım ve sistemler evrende “rastlantı “ diye bir fenomenin var olmadığı konusunda görüş birliğindedir. Ortak görüşe göre, her olay, determinizm (“her olayın birtakım nedenlerin sonucu olduğunu kabul eden felsefi görüş”) çerçevesinde,”nedensellik kuralı”nın (“her olayın birtakım nedenlerin zorunlu sonucu olması kuralı”) işleyişiyle yani bir neden-sonuç ilişkisiyle meydana gelir. “Rastlantı” insanların nedenlerini bilemediği veya anlayamadığı olaylara yaptığı bir yakıştırmadır. Konuyla ilgili olarak Albert Einstein şu ünlü sözünü söylemiştir: "Tanrı zar atmaz"

Rastlantının bir başka anlamı

Rastlantı, iki veya daha fazla olayın aynı anda herhangi bir bilgiye, isteğe, kurala ya da kararlaştırılmış belirli bir sebebe dayanmaksızın gerçekleşmesidir. Bu olaylar beklenmedik ve birbirinden bağımsız paralellerde gelişirler, örneğin birini düşünüyorken o kişiden telefon gelmesi gibi, iki olay konuşulmadan, tesadüfi olarak gerçekleşmiştir.




Rastlantı ve zorunluluğun ne olduğu felsefeci ve dilbilimcilerin bir hayli uğraştığı konulardan biridir. Genellikle rastlantının gelişen bütün olayların zorunlu sonucu olduğu, sadece bu sonuçların aynı anda gerçekleşme ihtimalinin düşük olduğu söylenir.Garip diye tabir edilen rastlantılar kimi zaman parapsikoloji tezlerini ve komplo teorilerini ortaya çıkarır.